BAKARA-260: KUŞLAR NEDEN UÇAREK DEĞİL KOŞARAK GELDİ?

Yazımın konusu olan ayette, kuşların neden uçarak değil koşarak geldiği soruldu.

Bakara-260: “İbrahim o vakit “Ey Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster.” Dedi. Allah “İnanmıyor musun?” dedi. İbrahim “Tam aksine ancak kalbimin mutmain olması için” dedi. Allah “Kuşlardan dört tane tut, onları kendine alıştır. Sonra her dağın üzerine onlardan bir parça koy, sonra onları çağır, sana koşarak gelecekler.” dedi. Bil ki Allah Aziz ve Hakimdir..”

Kuşların kanatları vardır. “Ama her kanatlı kuş uçar” önermesi yanlıştır. Bu inceliğe dikkat etmemizi isteyen Allah’ın, Enam-38. ayette uçan kuşlardan bahsederken, “2 kanadıyla uçan kuşlar” ifadesini kullanması sebepsiz değildir.

Enam-38: “Yerdeki her canlı ve iki kanadıyla uçan kuşlar ancak sizin gibi topluluklardır. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rablerinin huzurunda toplanacaklar.”

Yerdeki canlılar arasında iki kanatlı olmasına rağmen uçamayan kuşlar varken, göklerde sadece uçabilen kuşlar vardır.

Özcesi kuşlar kanatları olmasına rağmen, “uçan” ve “uçamayan” kuşlar olmak üzere 2’ye ayrılır.

Uçamayan kuşlar arasında; tavuk, horoz, ördek, hindi kivi, deve kuşu, rea, emu, penguen, veka gibi 60’dan fazla kuş türü vardır.

Uçamayan kuşlar sadece yürüyüp koşabilir.

O halde ayetten anladığımız; dağlara parçaları konan kuşlar uçamayan kuş türlerindendir. Bu durumda  dirildikten sonra alıştıkları İbrahim nebiye koşarak gelmeleri son derece olağandır.

“Ölüleri nasıl dirilttiğine cevap olarak; alıştıkları birisine koşarak gelen kuşların ölü diriltmeyle bir alakasını kuramadım açıkçası” şeklinde bir soru geldi.

Ayette, kuşlardan her birini dağa koy ve çağır demiş olsaydı, gelen soru elbette çok doğru ve yerinde olurdu.

Ama ayette geçen “cüzen” kelimesi, bir bütünün parçalanmış her bir kısmı, anlamına sahiptir. Yani kuşların beden bütünlüğü bozulmuştur. Bu da onların öldürülüp parçalandığı anlamına gelir.

Yani ayet, ölülerin diriltilmesinden bahseden bir ayettir.

Başka bir soru ise; Allah ile İbrahim nebinin doğrudan konuşmuş olup-olmadığıdır.

Oysa Allah, hiçbir insan ile yüz yüze veya doğrudan konuşmayacağını Kur’anda net açıklamıştır.

Şura-51: “Allah’ın bir beşerle vahiy dışında konuşması mümkün değildir. Ya perde arkasından ya da kendi izniyle dilediğini vahyedecek bir elçi(Cebrail) gönderir. O Yücedir, Hakimdir”

Yukardaki ayet, Allah’ın insanlarla ancak 2 şekilde görüştüğünü açıklamıştır. Perdeden kasıt bir engeldir. Allah’ın Musa nebi ile bir ağacın ardından görüşmesi örneğinde olduğu gibi.

Nisa-163: “Biz, Nuh’a ve ondan sonraki bütün nebilere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve biz İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyettik. Ve Davud’a da Zebur’u verdik.”

Yukardaki ayette İbrahim nebiye vahyedildiği açıklanmıştır.

Kaldı ki; Kur’andan “De ki” ile başlayan ayetlere bakarak, Allah’ın Muhammed nebi ile doğrudan konuştuğunu iddia etmek ne kadar Kur’andan bihaber olmaksa, yukardaki ayetlere rağmen İbrahim nebi ile Allah’ın doğrudan konuştuğunu iddia etmek o kadar ya bilgisizlik ya da art niyettir.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler
Inline Feedbacks
View all comments