Nisa-34: “Erkeklerin mallarından harcadıkları ve Allah’ın onların bazısını bazısına üstün tuttuğu(1) şeyler sebebiyle erkekler kadınlara istinaden gözeticidir(2). İyi kadınlarsa gönülden bağlı(3) , Allah’ın kendilerini koruduğu ile her mahremlerini(4) koruyanlardır. Asiliğinden(5) endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, yatakta yalnız bırakın ve onları ayırın. Eğer size uyarlarsa onların aleyhine bir yol aramayın. Kuşkusuz Allah Yücedir ve Büyüktür.”
Neden bu meali verdiğimizi açıklamak isteriz;
Ayetin, kadın ve erkek hakkında kısa bir giriş yaptıktan sonra problemli karı-koca ilişkisini düzenlediğini anlarız.
Zinaya yaklaşmayın emri varken, bu ayetin evli olmayan kadın ve erkek birlikteliğinden bahsediyor olması imkansızdır.
Ayetteki tavsiyelerden biri olan yatakta ayrılmak tedbiri, karı koca ilişkisi yaşayan başka kadın ve erkeği kastetmesine engeldir.
(1)Fadl: Fazlalık demektir. Allah, hem kadına hem erkeğe her şeyden ortak vermiştir. Birinde olan diğerinde de mutlaka vardır. “Faddala ala” ise “üstün tutmak” anlamına gelir.
Özetle bazı konularda kadın erkeğe göre, bazı konulardaysa erkek kadına göre öne çıkmaktadır.
Öne çıkmasının sebebi, kişinin o özelliğe kendinde daha fazla sahip olmasındandır.
(2)”Kavvam” kelimesi, Kuran boyunca örneğin Nisa-135, Maide-8. gibi ayetlerde “gözetmek, dikkat etmek, ayakta tutmak” diye çevrilmesine rağmen, bir çok mealde aynı kelimeye “hakim, yönetici” diye anlam vermeleri Kur’an dışı erkek egemen bakışın yansımasıdır.
Bizce doğru meal;
“Erkekler kadınlara istinaden koruyucudur/gözeticidir (kavvam)” anlamı daha doğrudur. Bunun nedeni; “على” edatına “-e istinaden” anlamı verilmesidir.
“Erkekler kadınlar üzerinde kavvamdırlar.” meali, “على”edatına “-in üstünde” anlamı verilmesinden kaynaklanmaktadır.
Bu ayetten erkekler kadınlara istinaden kavvamdır, derken; aslında kadınların da kavvam olduğunu anlarız.
Örneğin kadın; eşi ölmüş veya eşinden ayrılmış olması veya kocasının sağlığını kaybetmiş olması durumunda, kocası başta olmak üzere kalan ailesi için koruyucu yani kavvam olacaktır.
Kavvamlık, sadece cinsiyet farkından sebep erkek ve kadın arasındaki üstünlük mukayesesi değildir. Kaldı ki hakiki üstünlük, cinsiyet ve fiziksel farklılıklarla ilgili değildir. Hucurat-13. ayet gereği daha takvalı olmayla mümkündür.
Hucurat-13: “Ey insanlar! Muhakkak ki Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Sizin en yüceniz Allah katında en çok takva sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah Alimdir, Habirdir.”
(3) Kanit kelimesi, gönülden bağlılık ile beraber olan sürekli itaattir.
Ve bu sürekli itaat sadece Allah’adır. Aşağıdaki ayetleri örnek verebiliriz;
Bakar-238: “….Gönülden tam bir bağlılıkla [kanitin] Allah’ın huzurunda durunuz.”
Ahzab-31: “İçinizden kim Allah’a ve elçisine gönülden itaat eder…”
Kanit kelimesinin geçtiği diğer ayetlerde de itaat, mutlaka Allah’a ve rasule olduğundan ayette bahsedilen İTAAT KESİNLİKLE KOCAYA DEĞİLDİR.
Ama Allah’ın özgür kıldığı kadın, kocaya itaatle kısırlaştırıldı. İnanırız ki bu kısırlaştırmayı ayet hükmü olarak kabul ettirenler, kadınların veballeri altında kalacaktır.
(4)El-Gayb: hertürlü gizli olan(iffet, aile içi sır, cinse vb..)
(5) Nuşuz, “çıkıntı, tümsek” anlamına gelir ve “isyan, başkaldırı, geçimsizlik” anlamlarına gelir.
Nüşuz; Nisa-25. ayette geçen türden açık bir fuhuş (fahişeten) olmaktan ziyade, “eşler arası ilişkiyi zedeleyip şiddetli geçimsizliğe yol açan davranışlardır.
Çünkü fahişeten, Nisa-25. ayet göre bildiğimiz zina anlamında fuhuş olarak tanımlanmıştır.
Ayetin devamında, evlilikte geçimsizlik başladığında erkeğin alacağı kademeli tedbirlerden bahsedilmektedir.
1.Tedbir; kadınla konuşarak problemleri çözmeye çalışmaktır. Konuşmak ve tavsiyeler fayda vermediğinde;
2.Tedbir; bir süre yatakları ayırmaktır. Bu evden çıkarıp göndermek şeklinde değildir. Çünkü;
Talak-1: “…Açıkça fuhuş (fahişeten) yapmadıkça onları evlerinden çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar…” diye emreder.
Fakat bu yatakları ayırmak süresiz de değildir.
Eğer erkek, karısına yaklaşmamak üzere yemin etmişse bu ayrılık aşağıdaki ayet gereği üzere en fazla 4 aydır;
Bakara-226: “Kadınlarına yaklaşmamaya yemin eden kimseler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer bu yeminlerinden dönerlerse; doğrusu Allah, Çok Bağışlayandır, Rahmeti Kesintisizdir.”
Kadın ilk iki tedbir sonucunda evliliğinde yaşanan problemin ve sonuçlarının ciddiyetini idrak etmişse sorun kalmayacaktır fakat kadın geçimsiz olmakta ısrar ederse son tedbir olarak;
3.Tedbir; darabe yanı ayırma, ayrılma yani boşanma sürecine girilir.
Bu ayet bir evlilikteki problemli sürecinin nasıl yürütüleceğini gösterir. Bu sürecin sonunda ya evlilik devam eder ya da biter.
Nisa-35. ayet hükümleri yani iki taraftan gelen heyetin, onların aralarını düzeltme fırsatlarını göstermesi ve karı-kocanın barışması 3. tedbir öncesidir.
Eğer karı-koca barışmak istemezse talak yani boşanma süreci başlatılır. İşte bu darabe yani ayrılmaktır.
Darebe kelimesi hakkında az bilinen bilgilerden bahsedelim. İddia şu ki bu fiil yalın haldeyken yani edat almazken sadece “dövmek” anlamına sahiptir.
Oysa “Darabe ed-dehrü beynena” cümlesinde “darabe” yalın halde kullanılmış ve anlamı “Zaman bizi ayırdı” şeklindedir. Gördüğünüz üzere ayırmak anlamı vardır.
Ayrıca bu fiil yalın haldeyken çok sayıda ve farklı anlamlar da kazanır. Örneğin;
Tek başınayken söylemek, ayrılmak, açmak, anlatmak, yanına çadır kelimesi geldiğinde çadır kurmak, yanına zaman geldiğinde zamanın geçmesi, yanına akreb geldiğinde akrep sokması, yanına gaita geldiğinde kaka yapmak, yanına namaz geldiğinde namazı gözetmek , yanına misal geldiğinde örnek vermek, yanına cizye geldiğinde cizye almak, yanına zillet gelirse zillet damgası vurmak, yanına gece gelirse gece uzaması, yanına köpek gelirse köpeği eğitmek, yanına para geldiğinde para basmak, yanına ney gelirse ney çalmak, yanına kerpiç gelirse kerpiç kesmek, yanına ecelen geldiğinde randevu vermek anlamına gelir.
Şu açıdan da konuyu değerlendirelim. Böyle durumlarda kadınları dövmek müslümanlara emirse, bu emir Muhammed nebiye de verilmiş olmalıdır.
Nebi, eşleri ile problem yaşamış mıdır? Elbette yaşamıştır. Hatta Tahrim-1. ayette eşler arasındaki sorunlardan dolayı kendine helal olanı haram ettiği için Allah tarafından ikaz edilmiştir. Tahrim-4. ayette nebi eşlerinden ikisi Allah tarafından azarlanmış ve Tahrim-5. ayette nebinin o ikisinin boşamasından bahsetmiştir. Nebinin canını sıkan, huzursuzluk veren ve hatta helali haram ettiren bir geçimsizlik durumunda Allah, eşlerine vurmayı emretmemiştir. Nebi zaten yataklarını ayırmıştır. Geriye ise son seçenek boşanma kalmıştır. O halde Allah’ın nebiye ne tavsiye ettiğine bakalım;
Ahzab-28:“Ey nebi! Eşlerine söyle: “Eğer siz dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız, gelin size umetti’ (geçimlik) vereyim ve güzel bir boşama ile sizi boşayayım (س ر ح).”
Gördüğünüz üzere geçimsizlik halinde Allah, dövmeyi değil “boşanmayı” önerir. Özcesi “Darabe”; kadından ayrılmayı, vaz geçmeyi yani boşanmayı ifade eder.
Nisa-34. ayetteki (ض ر ب) ile Ahzab-28. ayetteki (س ر ح) köklerinin anlamlarından birbirinin aynı olduğunu anladık. Çünkü Kur’an kendini tefsir eden bir kitaptır.
Oysa bu kelime “va’dribuhunne”; “dövünüz, hafifçe dövünüz, vurunuz, hafifçe vurunuz” gibi dövme ve vurmaya yönelik meal ve tefsir edilmiştir. Fakat hafifçe anlamını veren herhangi bir ifade yoktur. Bir erkek için hafifçe dövmenin sınırı nedir? 1 tokat mı, 1 yumruk mu, saçını mı çekmek mi, iteklemek mi, teke atmak mı veya sopa ya da başka bir nesne ile vurmak mı?
Bu vurma iddiası; erkekten erkeğe değişen anlayışa, yaşadığı kültüre, bireysel olgunluk gibi birçok faktöre bağlı değişecek bir eylemdir.
Kaldı ki “vurmak” bir nesneyle olur (tekme, sopa, taşla vb). Bu durumda “darabe” fiilinden sonra hangi nesne ile vurulacaksa o nesne gelmelidir ve o nesne “bi” (ile) eki ile fiile bağlanmalıdır ama ayette bu ek yoktur.
Kadı ki darabe fiili yanına bi ekini alsa bile her “darabe bi” vurmak değildir. Bu haliyle yanına yağmur yazılsa yağmur düşmesi gibi yine yeni bir anlam kazanır.
Vurmak anlamında kullanılan diğer ayetler; Bakara-60 ve 73; Araf -160; Enfal-12; Taha-77; Şuara-63; Saffat-93. ayetlere bakabilirisniz.
Dövmek” anlamında kullanılacaksa eğer, nereye vurulacağı bildirilmiş olmalıdır. Dövmek anlamında kullanılan örnek ayetler; Enfal-50 ve Muhammed-27. ayetlerdir.
Ayrıca Kur’anda “vurma”nın hemen hemen her türlüsü ayetlerde yer alır.
Ancak canlı bir varlığa karşı vurmada hiçbir yerde “darabe” fiili ve türevleri kullanılmamıştır.
Canlı varlığa vurmak için mesela;
Zariyat-29; Surata tokat atmak veya yüzüne vurmak için “sakket”;
Kasas-15; Yumruk atmak için “vekezehu”;
Taha-18: Kamçıyla veya asayla vurmak veya çırpmak, çırpıştırmak için “ehuşşu”;
Nur-4: Değnekle veya sopayla cezalandırmak için vurmak için “f’eclidu”;
Hakka-46: Boynunu vurmak veya şah damarını koparmak için “kata’a; fiileri kullanılmıştır.
Kaldı ki, “Onları dövün” emrinden sonra gelen “Size itaat ederlerse” ifadesi, dövme anlamı vermeyi imkansız hale getirir.
Bu durumda gönülden bağlanma söz konusu olmayacağından, Allah hiçbir kadın kulunun iradesinin, şiddet ile tahakküm altına alınmasını istemez.
Ve eğer eşler arasında bir cezalandırmadan bahsedilecekse en ağır ceza, çiftlerin birbirinden boşanma yolu ile ayrılmasıdır, birbirlerine şiddet uygulamaları değil.
Kur’anda insanın insanı cezalandırması söz konusu değildir.
Bu yetki devlet idaresinde hukuk içerisinde yapılır.
Bu ayette boşanmadan önce yapılması gerekenler söz konusu edilmektedir.
Döverek boşanma sürecinin başlamayacağına veya evliliğin Allah’ın hoşnut olacağı bir evlilik olarak devam edeceğine inanmak oldukça saf bir düşüncedir.
Özetle bu ayette boşanmadan önce yapılması gerekenler söz konusu edilmektedir.
İlk 2 tedbir de fayda vermezse; Nisa-35. ayette kadın ve erkek tarafından hakemlerin aracılık etmesiyle son hamle yapılır.
Yine sonuç alınmazsa durum, artık boşanma hükümlerine yerini bırakır.
Bu ayet, böyle güzel ve anlamlı tavsiyeler verirken, ayet içinde olmayan kelimeler ekleyerek veya kelimelere yeni anlamlar yükleyerek meali tahrif edilen ayetlerin başında gelir maalesef.