ALLAH RASULUNE MUTLAK İTAAT EDİLİRKEN, NEBİYE TABİ OLUNUR

Nisa-136: Ey iman edenler! Allah’a, rasulune ve rasulune indirdiği Kitaba[55] ve daha önce indirdiği her kitaba inanın…

Maide-67:Ey rasul! Rabbinden sana indirileni duyur….”

Nur-54: “De ki “Allah’a itaat edin, rasule de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz rasule düşen kendine yüklenen, size düşen de size yüklenendir. Eğer rasule itaat ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Rasule düşen ancak apaçık duyurmaktır.

Bakara-213: “İnsanlar tek bir ümmetti. Allah müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak nebileri gönderdi. Allah nebilerle beraber Kitabı, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar[74] arasında hüküm vermesi amacı ile indirdi. 

Ayetlerden gördüğünüz üzere Allah rasulu kendisine “kitap verilendir.” Aynı zamanda nebi de kendisine “kitap verilendir”. Bu durumda her Allah rasulu nebi ve her nebi de Allah rasuludur. Elbette rasulluk ve nebilik aynı kişide toplanmış misyonlardır. Ama aralarındaki farklar;

Allah Rasulunun tüm sözlerinin “Kur’an vahyi” ve görevinin sadece tebliğ olmasıdır. Bu nedenle vahiy alırken kendi iradesi söz konusu değildir, kusursuz ve hatasızdır. Kur’an vahyi mutlak doğru ve Allah’a ait olduğundan, onlara şeksiz şüphesiz iman etmek ve onları uygulamak görevimizdir. Bu nedenle seçilmiş kelime “itaattir”. İtaat etmek; kayıtsız ve şartsız, rıza ile boyun eğmek ve teslim olmaktır.

Nur-24. ayetin beyanı ile ancak Allah rasulune itaat eden doğru yolu bulur. Allah rasulune itaat etmekse; onun Allah rasulu olarak söylediklerine yani vahiylere yani Allah kelamına itaat etmektir.

Nebi ise; misyonu gereği vahiylerden hüküm çıkaran ve onlarla hükmedendir. Peki;

Enfal-64: “Ey nebi! Sana ve müminlerden senin peşinden giden kimselere Allah yeter.” gibi ayetlerde nebinin peşinden gitmekten bahseden ayetler nasıl izah edilir?

Ayetlerde Allah rasulleri için “itaat etmek” fiili kullanılırken, nebiler için “itteba” fiili kullanılmıştır.

Peki itaat ile ittebea arasındaki önemli fark nedir?

İtaat etmek; genellikle harici bir otoriteye, yasaya, kurala veya güce mutlak boyun eğmeyi ifade eder. İtaatin arkasında her zaman rıza olmak zorunda değildir. Bazen korku, ceza çekincesi veya sadece bir görevi yerine getirme zorunluluğu da yatabilir. Size verilen emri veya belirlenen sınırı harfiyen yerine getirdiğinizde itaat gerçekleşmiş olur. Dikey yani hiyerarşik bir ilişki söz konusudur.

“ittebea” fiili ise; peşinden gitmek, takip etmek anlamlarına sahiptir. Birinin peşinden gittiğinizde, onun ideallerini, vizyonunu kendi dünyanızda onaylamışsınızdır. Dışsal bir zorlama yoktur, kişi kendi hür iradesiyle o yönü seçer. Peşinden gittiğiniz bir liderin veya fikrin gitmek istediği nihai hedefe kilitlenirsiniz. Daha yatay veya dinamik bir ilişki söz konusudur. Peşinden gittiğiniz değer veya kişi, yola çıkış amacından saparsa, peşinden gidenlerin onu uyarma, eleştirme veya peşini bırakma hakkı ve eğilimi her zaman bakidir. Çünkü bağ, güce değil, anlama kurulmuştur.

Ayetlerdeki ittebea fiillerine baktığımızda daha çok “peşinden gitmek” anlamında kullanılmıştır. Mesela;

Ali İmran-162. ayette “Allah’ın rızasının peşinden giden kimseler”,

Nisa-27. ayette “Şehvetler peşinden gidenler”

Bakara-168. ayette de “Şeytanın adımlarının peşinden gitmeyin.”

Bakara-170. ayette “Allah’ın indirdiğinin peşinden gidin!”

Ali İmran-20. ayette nebinin kendisi ile birlikte “ve benim peşimden gelenler de.”

Şeklindeki ayet metinlerinde bu fiil kullanılmıştır. Bu ayetlerde kullanılan ittebea yani peşinden gitmek; söz veya davranış taklidini değil ulaşılmak istenilen ve rotası çizilen nihai hedefe kilitlenmeyi kasteder. İttebea fiili; “söylenen sözlere uymak veya bir kimsenin halini, tavrını ve davranışlarını örnek alarak ona uymayı” ifade etmekten daha kapsayıcı bir anlama sahiptir.

Kaldı ki nebi Bakara-213. ayetin beyanı ile hükümlerle amel edendir.  Nebinin, dini görevi haricinde her insan gibi şahsına özel tercihleri, beğenileri ve değerlendirmeleri olmuştur. Zaten Kur’anda da ikaz edildiği ayetler mevcuttur yani hataya ve kusura açıktır.

Ali İmran-159: Her işte onlarla istişare et[39]. Kararını verdiğin zaman da Allah’ı vekil(otorite)[40] edin. Allah kendisini vekil edinenleri sever.

Bu ayetin beyanı ile nebiye, dünyalık işlerde sahabeye danışma emri verildiğine göre, anlıyoruz ki onun her hareketi ve sözü ilahi emirle şekillenmemiştir. Örneğin;

Zeyd’e eşini boşamaması konusunda ısrarcı olurken Zeyd, nebinin tavsiyesini yerine getirmedi. Nebiye itaat söz konusu olsaydı, Zeyd’in karısından boşanmaması gerekirdi. Tavsiyesine uymadığı için ne Zeyd yoldan çıktı ne de ayıplandı.

O halde rivayetlerde yer alan nebiye ait söz veya davranışlar, Kur’andan bir ilahi emre ait değilse uygulanmayabilir. Kaldı ki gelen rivayetler Kur’an ila zıtlaşıyorsa, zaten nebiye atılmış iftira olduğu çok nettir.

Nebinin her sözüne ve davranışına itaat olsaydı tekrar edelim. Allah, dünya işlerinde nebiye, sahabeye danışma emri verip diğer insanları kararlarına dahil etmesini emretmezdi. Danışmak ortak akılı kullanmak demektir. Hatta bazı rivayetlerde sahabenin nebinin ilahi olmayan eylemlerine karşı itiraz ettikleri ve sorguladıkları bilgisi dahi mevcuttur. 

Nebi Allah’ın dininin en güzel örneğidir. Böyle olmasına rağmen onun söz ve eylemlerine Allah koruma vaadi vermemiştir. Buna delilimiz; Kur’anı yalanlayan rivayetlerdir.

İttebea yani nebinin peşinden gitmek; kendisine ait olduğu iddia edilen söz ve davranışların Kur’ana aykırı olamayacağını idrak etmek, söz ile eylemlerini sadece taklit etmek olmayacağını bilmek gerekir.

Özetlersek;

  1. Hem nebi hem de İman edenler vahye itaat etmek zorundadır.
  2. Dinde hüküm sahibi Allah’tır.
  3. Bakara-213. ayet gereği nebi, verilmiş hükümleri icra edicidir.
  4.  Kasas-85. ayetin beyanı ile nebiye, sadece Kur’an farz kılınmıştır.  Bu sebeple nebi, Kur’anda olmayan bir dini hükmü ihdas etmemiştir. Yani tüm dini hükümler Kur’anın içindedir. Bu durumda “Gayri Metluv Vahiy” ile bildirildiği iddia edilen dini hükümler, Kur’ana girmemişse iman edenleri ilgilendirmez.
  5. Nebinin her sözü ve davranışı ilahi emirle şekillenmemiştir. Bu nedenle hataya veya kusura açıktır.
  6. Allah, beşeri hususlarda sahabe ile danışarak kararlar almasını emretmiş, kendisi de bu emri ifa etmiştir.
  7. İman edenler, ilahi emirleri nebi yaptı diye değil, Allah emretti diye yapar.
  8. Nebi sünneti olarak günümüze gelen rivayetlerin kimisi, nebiye iftira atan ve birçok konuda mutlaka zıttı olan rivayetlerdir. Rivayetlere insan müdahalesi olmuş olduğu olduğu için, rivayetin Kur’an ile uyumunun aranması nebiyi inkar etmek değil Allah’a ve rasule imanın gereğidir,

 

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler
Inline Feedbacks
View all comments