NUR-31:KUR’ANDA BAŞÖRTÜSÜ EMRİ YOKTUR, HIMAR BU EMRE DELİL DEĞİLDİR

Nur-31: “Mümin kadınlara söyle, bakışlarının bir kısmını indirsinler ve ırzlarını korusunlar. Onlar kendilerine ait ziynetten sadece görünenleri göstersin. Hımarlarını göğüslerinin üzerine koysunlar. Kendilerine ait ziyneti ancak kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya kendi oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kendi kadınları veya akitle malik oldukları kadınlar veya şehvet sahibi olmayan erkek veya kadınların açık yerlerini henüz bilmeyen çocuklara göstersinler. Ziynetlerinden gizledikleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Başarmanız için hep birden Allah’a tevde edin.”

Meal edilirken “kadınların ziynetleri” olarak çevrilse de doğru çeviri “kadınların ziyneti” şeklinde tekildir. Yani öznenin çoğul olması ziyneti çoğul yapmamıştır. Ama “kadınların bakışları(اَبْصَارِهِنَّ), ırzları(فُرُوجَهُنَّ) örtüleri(خُمُرِهِنَّ) veya kadınların yakaları(جُيُوبِهِنَّۖ)” derken kelimeler çoğul kullanılmıştır. Yani her kadının bir ziyneti vardır. Nur-60. ayetin öznesi de çoğul kadın olmasına rağmen ziynet yine tekil fakat elbiseler(ثِيَابَهُنَّ) çoğul yazılmıştır. Bu da, her kadının birden fazla örtüsü ve birden fazla yakası olduğu anlamına gelir. Elbette birden fazla yaka ve örtü derken; az dekolte, çok dekolte şeklindeki birden fazla yaka veya o renk örtü bu renk örtü şeklindeki birden fazla örtünün çoğulluğundan bahsedilmemiştir.

Ragıb el-İsfahanı, kelimenin sadece yakaya değil, elbisedeki herhangi bir yırtmaca veya açıklığa da isim olabileceğini belirtir. Hatta mecazi  olarakta bedendeki koltuk altı gibi “çukur” bölgelere de mecazen ceyb denilir. Yani bir kadının tek bir açıklığı olmadığı için bu kelime cuyub olarak çoğul kullanılmıştır. O dönemdeki kadın Arap kıyafetleri arasında, dikişsiz veya az dikişli, büyük bir kumaş parçasının ortasından baş geçecek kadar bir delik açılarak giyilenleri de vardı. Bu kıyafetlerin yan tarafları bazen tamamen dikilmez, hareket kolaylığı için açık bırakılırdı. Kadınların o dönemde yakalarının çok geniş olduğu ve bazen yan taraflardan göğüslerinin/tenlerinin görülmesi de çoğul olan cuyub bilgisini destekler. Ayette göğüs dekoltesi, koltuk altı veya daha fazlası olan açıklıkların kapatılması emredilmiştir. Dikkatinizi çekmek isterim ki problem, bu açıklıkların olması değildir, bunların izin verilmeyen kimselerin yanında örtülmemesidir.

Örtülerin de çoğul olarak gelmesi, kadına ait “tek bir örtüyü” yani baş örtüsünü işaret etmez. Allah, kadına sahip olduğu birden fazla örtü seçeneği sunmuştur. Bunlardan ikisi; Ahzab-59’daki cilbab, Nur-60’daki siyab denen dış elbisedir. Kaldı ki kadim sözlüklerden olan Ragıb el-İsfahanı’nın sözlüğünde hımarın, Arap geleneğinde “sonradan” başörtüsüne dönüştüğü yazmasına rağmen Türkçe çevirilerde “sonradan” ibaresine yer verilmemesi de manidardır. İlerleyen kısımlarda özellikle bu konuya değineceğiz.

Ayet, ziyneti 2’ye ayırmıştır.

  1. Görünen ziynet: Bu ziynetler farz emirle gösterilmelidir.
  2. Kapalı ziynet: Ancak ayette sayılan kişiler görebilmelidir.

Ayetin emirleriyse;

  1. Kapalı ziynetleri örtüp göstermemek,
  2. Kapalı ziynetleri fark edilsin diye dikkat çekmemek,
  3. Görünen ziynetleri göstermek,

O halde kadın için neler görünen ziynet, neler kapalı ziynettir?

Ayetin sonraki kısmına devam edelim;

“Hımarlarını göğüslerinin üzerine koysunlar”

Dikkat çekmek istediğimiz husus; burada “darabe bi….ala…=(bir şeyi) (bir şeyin) üzerine koymak” kalıbının kullanılmış olmasıdır.

Örneğin; “darabe biyedeyke ala tavile= Ellerini masanı üzerine koymak” demektir.

Kimileri, yukarda bahsettiğim kalıptaki “bi” harfi cerrinin örtünün bir kısmını işaret ettiği ve bu kısım ile göğüs çatalını örtsünler, dediğini iddia etse de, yukarda verdiğim örnekte “ellerinin bir parçasını masaya koymak” anlamı oluşur ki bu elbette doğru değildir.

Ayetin konusu göğüsler değil, göğüs çatalı olan dekoltedir.

Şimdi ise “Hımar” üzerine kısa bir tahlil yapalım;

Hamr kelimesi; bir şeyi örtmektir.

Hımar; tekil ve örtme işini yapan herhangi bir örtü demektir. Örneğin halı da zemini örttüğü için bir hımardır.

Humur; hımarın çoğulu ve örtüler anlamındadır.

Hımar kelimesine “Başörtüsü” anlamı, Arap geleneğinde sonradan eklenmiştir.

Buna delillerimiz, Kur’an meallerinde kullanılan en eski ve tercih edilen sözlükler ve rivayetlerdir.

Meal çalışmalarında yeni nesil sözlükler tercih edilmez çünkü her dilde geçerli olan kaçınılmaz bir gerçek vardır. Bazı kelimelerin birden çok anlamı varsa eğer, zaman içinde kimi anlamlarını kaybedebilir veya onlara yeni ama farklı anlamlar yüklenebilir. Önemli olan; o metnin kelimelerini orijinaline en yakın anlamda anlayabilmek için en eski ve otorite olmuş sözlükleri kullanabilmektir. Bu durumda bakacağımız sözlüklerse;

  1. Ragıb el-İsfehani’nin El-Müfredat fi Garibi’l Kur’an eserinin Arapça-Arapça sözlüğü ile,
  2. İbn Manzur’a ait Lisan’ul Arab eserinin Arapça-Arapça sözlüğüdür.

Neden Arapça-Türkçe değil de Arapça-Arapça dediğimizi biraz sonra siz de anlamış olacaksınız.

1-El-Müfredat fi Garibi’l Kur’an;

Yandaki resime göre; hamr kelimesinin aslı, bir şeyi örtmektir.

Ve denir ki onunla örtü yapılan şeye خِمَار(hımar) denir.

خِمَار (hımar); örfte yani gelenekte “sare(sonradan)“, kadının başını örttüğü şey için kullanılır olmuştur. Burada dikkat edilecek 2 husustan biri “örf” diğeri “sare” kelimelerinin kullanılmış olmasıdır.

 

“Örf” kelimesi; Arap kültürünü ve geleneklerini ifade eden bir kelimedir.

“Sare” fiili ise yine Müfredetta; bir halden başka bir hale geçişi ifade eden bir tabirdir. “Sonradan” anlamı verir.

Sare fiilinin kullanılması anlamı şudur; hımar başından beri kadının başörtüsü anlamına sahip değildir, yani sonradan bu anlamı kazanmıştır

 

 

Oysa yandaki resimde aynı sözlüğün Arapça-Türkçe çevirisi yapılırken, “örf” kelimesini çıkarılmamış;

Ama “sare(sonradan)kelimesi sözlükten çıkarılmıştır.

Çünkü “sare” kelimesi, hımar’ın önceden başörtüsü anlamında kullanılmadığını açıklamaktadır.

“Sare” fiilinin sözlükten çıkarılmasının nedeni, sorulacak sorulara engel olmaktır.

Her müslüman din gününde “örtften değil” sadece Kur’andan sorguya çekilecek olmanın şuuruyla kulluk yapmalıdır.

İsteyen kadın örfe göre başını kapatmayı tercih edebilir. Ama farz denemez. Diğer sözlükten devam ederken bu sözlüğün, Lisan’ul Arab’tan yaklaşık 270 yıl önce yazıldığını da belirtelim.

2-Lisan’ul Arab;

İbn Mansur eseri olan sözlüğünde, hımarı kadının başörtüsü olarak tanımlamış fakat konu ile ilgili görüp yer verdiği rivayet edilmiş bir hadis ile kendini boşa düşürmüştür.

Rivayet edilen hadiste Ümmü Seleme; “O, mestlerin ve hımarın üzerine mesh ederdi.” diyerek nebinin başındaki örtüye de hımara dendiğini belirtmiştir.

Fakat İbn Manzur; sadece kadının başörtüsü denen hımarın, nebinin başındaki örtü için de kullanıldığını fark ettiğinde “Hımar ile sarığı (imame) kastetmiştir” şeklinde izah etmiştir.

Hımar hakkında uzun zamandır yapılan sorgulama sebeplerinden biri de budur.

Hımar ile sarığı(imame) kastetmiştir” demek, rivayet edilen hadisteki kelimeye farklı bir anlam kazandırmak istemektir.

“Hımar, erkek için de başörtüsü olsa bile bu seni desteklemez, hımar her şekilde başı örtüsüdür ve aksine iddianı çürütür.” diyebilirsiniz.

Ama hımarı erkekler de kullandığına, sözlük ile rivayetlerde hımara, sonradan kadının başörtüsü anlamı verildiğine göre şu gerçek ortaya çıkar;

Örfte henüz kendisine “kadına ait başörtüsü” anlamı verilmeden önceki hımarın asıl vazifesi, kadın veya erkek fark etmeksizin başı sıcaktan, çöl ikliminde gecenin soğuğundan, kum fırtınalarından korumak olduğunu siz de kabul etmiş olursunuz. Yani hımarın maksadı, saç mahrem olduğu için onu kapatmak değildir.

Hadiste, erkeklerin imame dedikleri sarığa da hımar dendiğine göre şu soruları soralım;

1) Bulunduğu yerde başını sıcaktan koruma ihtiyacı olmayan kadın, hımar kullanmak zorunda mıdır?

Hımarın asıl vazifesi, kadın veya erkek fark etmeksizin başı sıcaktan, çöl ikliminde gecenin soğuğundan, kum fırtınalarından korumak olduğu için elbette hımar kullanmak zorunda değildir.

2) Peki hımar kullanmayan kadın, dekoltesini örtmesi için hımar kullanmak zorunda mıdır?

Evet dekoltesini örtmek zorunda derseniz, o halde hımarın asıl vazifesinin; kadın veya erkek fark etmeksizin başı sıcaktan, çöl ikliminde gecenin soğuğundan, kum fırtınalarından korumak olduğunu hatırlatırım. Bu durumda hımar, aynı zamanda kadının dekoltesini örten başka bir örtüdür.

3) Bugün sıcaktan rahatsızlık hisseden kişinin başına taktığı bir kep veya şapka, bir hımar mıdır?

Hımarın asıl vazifesi, kadın erkek fark etmeksizin başı sıcaktan, çöl ikliminde gecenin soğuğundan, kum fırtınalarından korumak olduğu için elbette hımar sayılır.

4) Ama hımar olan kep veya şapka her zaman mı takılır yoksa güneş varken mi?

Hımarın asıl vazifesi, kadın erkek fark etmeksizin başı sıcaktan, çöl ikliminde gecenin soğuğundan, kum fırtınalarından korumak olduğu için elbette güneş ne kadar varsa o kadar takılır.

5) O halde bu ayete göre kep veya şapka farz mıdır?

Hımarın asıl vazifesi, kadın erkek fark etmeksizin başı sıcaktan, çöl ikliminde gecenin soğuğundan, kum fırtınalarından korumak olduğu için sıcağa dayanan takmaz, sıcağa dayanamayan takar. 

6) Kep veya şapka farz olamaz çünkü dekolteyi örtecek kadar geniş değildir de diyecek misiniz?

Evet gayet yerinde bir itiraz olacaktır. Demek ki bu durumda mesele; başı örtmek değil, dekolteyi örtmektir.

Umarım şimdi, neden Arapça-Türkçe değil de Arapça-Arapça sözlük vurgusu yaptığımızı anlamışsınızdır.

İddia şu ki; hımar yani örtü kelimesi, Kur’anda sadece 1 kez kullanılmıştır. Hımarı Kur’anda karşılaştırma yaparak anlamını bulabileceğimiz başka bir ayette yoktur.

Ben bu iddiaya, Kur’anın kendini tefsir eden bir kitap olması nedeniyle katılmıyorum.

Allah çok önemli kelimeleri üstelik hükme neden olacak bir kelimeyi, asla insan mahsulü sözlüklere veya nakil yoluyla gelen rivayetlere bırakmaz.

Kadın dekolte giymişse, ayette sayılan kişilerden başkasının yanında dekoltesini açamaz.

Gördüğünüz üzere hımar, çok sonradan baş örtüsü anlamı kazanmıştır.

Peki Kur’anda Allah, hımara örnek vermemiş midir? Böyle önemli meseleyi, sadece insanların idrak seviyelerine mi bırakmıştır?

Elbette Allah hımara örnek vermiştir. İşte ayeti;

Nur-60: Nikah ümidi kalmayan yaşlı kadınlara, ziynetin cazibesini göstermeden elbiselerini bırakmalarında kendilerine günah yoktur. İffetli olmaları, kendileri için hayırlı olandır.  Allah duyandır, bilendir.

Siyab yani “elbiseler” de tıpkı humur ve cuyub gibi çoğul olarak gelmiştir. Siyab olan dış elbiseler de çeşit çeşittir. Örneğin rida; omuzlara alınan pelerin veya geniş şal tarzı örtü veya milhife; çarşaf benzeri, giysinin üstüne dolanan büyük örtüdür. Ama örtünmeyle ilgili ayetlerde tek zikredilen şey ise zinettir. Zinetin ne olduğunu ise 31. ayette kapatılması istenen yerlerle 60. ayette zinetin cazibesinden bahsetmesinden kadının baş hariç gövdesi olduğunu anlıyoruz. Genel kabuldür ki kadın bedeni, hem kadın hem de erkekler için cazibe unsurudur. Ayetin emri; kadın gövdesindeki cuyub olarak bahsedilen yerlerin özelde rida, milhife, cilbab gibi isimler alan ama genel ismi humur olan örtülerle kapatmaktır.

Ahzab-59: Ey nebi! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, üzerlerini cilbabları ile örtsünler. Bu, onların bilinmeleri ve incinmemeleri için daha uygundur. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

Ayet metninde dışarı çıkarken demez ama “onların bilinmeleri ve incinmemeleri için” ifadesinden dışarıyı kastettiğini anlarız. Kadınlar ev içerisinde rahat giyinebilir fakat dışarıya bu rahat giyimle çıkılmasını men edilmiştir. Men edilen yerlerinden birisi de dekoltedir. Cilbab, Arap kadınların dış elbisesidir. Dolayısıyla üzerlerine alacakları cilbab, Nur-31. ayetin emrini ifa ederek dekoltelerini örttüğü için aynı zamanda hımardır.

Allah, kadınların üzerlerini cilbab ile örtmesini emrederek, hımara önemli bir örnek vermiştir.

Peki hımarı sadece baş örtüsü diyenler; cilbabı, hımar kabul etmiyor mu?

Oysa cilbab, sevb; bunlar kadının bedenini örten dış örtüleri yani humur’dur.

Gördüğünüz üzere “kadının üzerlerini” ifadesine baş dahil değildir. Hala, baş örtüsü Nur-31’de verilmiş demeyeceğinizi umuyorum. Çünkü yazımın tümünde; hımarın sadece başörtüsü gibi bir şekle sahip olması gerektiği inancının sonradan oluşmuş  bir ön kabul olduğunu, bu ön kabulün hem sözlükler hem de rivayetler en önemlisi de hımara örnek veren Ahzab-59. ayet ile kabul edilemeyeceğini gösterdim.

Allah kadınları ayrıca; kapalı yani gizledikleri ziynetlerini fark ettirmek için dikkat çekmeye çalışmaktan da men eder.

Ayette vurgu yapılan ve kapanması emredilen ziynetlerden birisinin göğüs dekoltesi olması bize farklı bir ipucu vermektedir.

Aslında örtülmesi istenen ziynetler kadının güzelliği değil; yaratılışında var olan kadın bedenindeki cinsel özellik taşıyan uzuvlarının olduğu bölgelerdir. Zaten bu özelliğe sahip uzuvların kapalı olmasını tartışmıyoruz. 

Ziynetin; kadının cinsel özellik taşıyan uzuvlarının yanı sıra yüz ile saç güzelliğinin de cinsellik kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünenler, kadın saçının cinsel dürtülere neden olmasından sebep kadının yüzünü kapatmasının bile gerekliliğini savunur.

Oysa ayet, kadının sadece görünen olan ziynetlerinin gösterilmesini emreder. Ahzab-59 ile kadının başının görünen ziynetler arasından olduğunu görmüş olduk.

Ayetten anladığımız; Allah kadın kullarının tabiatında olan cinsel özellik içeren göğüs bölgesinden örnek vererek, cinsel özellik taşıyan uzuvlarını örtmesi adına önemli bir sınır çizer.

Allah bize örtülecek bölgenin özelliğine dikkat çekerek, örtünmede ana mantığı göstermiştir.

Bu anlamda kadının dikkat etmesi gereken diğer önemli ziyneti, kadının basen bölgesidir.

Bu bölgeler zaten kapalıyken, kadın ne yapmaktadır ki Allah ayaklarınızı yere vurarak dikkat çekmeyin diye emretmektedir?

Kadının ne yaptığına dair akla ilk gelenler; dar humur giyerek tüm vücut hatlarının belirginleştirmesi olabileceği gibi, yüksek topuklu ayakkabılarla veya yürüyüşüne işve katarak basen bölgesine bakılmasını sağlaması da olabilir.

Maalesef verdiğimiz örnekler her ne kadar irite edici gelmiş olsa da bu ve benzeri örneklere sizlerin de şahit olduğunu tahmin etmekteyiz.

Bu durumda yazımızı, elimizdeki bilgiler ile özetleyecek olursak;

  1. Hımarı, erkekler de kullanır.
  2. Hımarı erkekler de kullandığı için; hımarın maksadı, kadın veya erkek fark etmeksizin başı sıcaktan, çöl ikliminde gecenin soğuğundan, kum fırtınalarından korumaktır. Yani saç mahrem olduğu için kapatmak değildir. 
  3. Hımara kadının başörtüsü anlamı; Arap geleneğinde zaman içinde sonradan dahil edilmiştir.
  4. Hımarın başörtüsü olduğu, sadece bir ön kabuldür.
  5. Hımar kadının başörtüsüdür diyenler; sözlükler ve rivayetlere yaslanırlar ama sözlükler ve rivayetler onların bu iddiasını desteklemez.
  6. Allah kadınların üzerlerini cilbab ile örtmesini emrederek, hımara önemli bir örnek vermiştir.
  7. Ahzab-59. ayette “kadının üzerlerini” ifadesine baş dahil değildir. Çünkü kadının üzeri demek, kadının bedeni demektir. Bu ayet, dekolteyi kapatmaktan bahsederken hımara örnek vermekte ayrıca baş kısmını ise hariç tutmaktadır. 
  8. O halde ayetin başındaki görünen ziynetler arasında baş da bulunmaktadır.

 

 

 

Subscribe
Bildir
guest
5 Yorum
En Yeniler
Eskiler
Inline Feedbacks
View all comments
Ali Kamil YAZICIOĞLU
Ali Kamil YAZICIOĞLU
4 Kasım 2023 13:47

Düşünülmesi, tartışılması gerekli konuların anlatımı için teşekkürler. Esenkalın, Eyvallah……..

Haydar Öztürk
Haydar Öztürk
7 Ekim 2023 22:27

Teşekkürler.

Sümeyye
Sümeyye
27 Haziran 2023 09:34

Teşekkürler Nursel hanım, ben de bu konuyu aile ortamımda anlattığımda yolundan şaşmış ilan ediliyorum. Bir de işin niyet kısmı olarak şunu söyleyebilirim; ziynetlerini göstermesinler derken kadın eğer saçını cinsel obje olarak kullanır da karşı tarafı etkilemek için saçıyla alımlı görünmek isterse buda niyete bağlı olarak ziynet durumuna geçiyor olabilir diye düşünüyorum. Yani iş kişinin niyet ve algısına bağlanıyor.