Kur’an, namaza(el-salat) ait tüm detayları vererek yalnızca bir ritüel olmadığını, bireyin ahlaki ve manevi arınmasını sağlayan bir ibadet olduğunu açıkça ortaya koyar.
Ankebut-45: “Namaz kılarken Kitap ile sana vahyedileni oku. Namaz, her çirkinlik ve kötülükten alıkoyar. Allah’ın kitabı yücedir. Allah yaptıklarınızı bilir.”
Bu ayet, namazın temel amacının; bireyi ahlaksızlık ve kötülüklerden uzaklaştırmak, kalbi ve ruhu Allah’a bağlamak olduğunu netleştirir.
Ancak, namazın bu dönüştürücü etkisinin gerçekleşmesi, kişinin samimiyetine ve ibadete yaklaşımına bağlıdır.
Eğer namaz, kulu fahşa ve münkerden alıkoymuyorsa, eksiklik namazın kendisinde değil, kişinin niyet ve teslimiyetindedir. Bakara Suresi 2:238, namazın bu manevi özünü vurgulayan bir diğer ayettir.
Bakara-238: Namazlara özellikle orta namaza devam edin. Allah için gönülden tam bağlılıkla(kanitin) durun.
Kanitin terimi, Allah’a gönülden bağlılık, itaat ve teslimiyetle ibadet etmeyi ifade eder.
Bu kavram, namazın yalnızca fiziksel bir ritüel olmadığını, kalbin Allah’a yönelmesiyle anlam kazandığını gösterir.
Namaz, müminin Allah’tan manevi olarak beslendiği, nefsini terbiye ettiği ve şeytani vesveselere karşı durduğu kişisel bir ibadet alanıdır.
Bu bağlamda, namazın kıymetini belirleyen, kulun Allah’a olan samimi bağlılığı ve ibadetteki içtenliğidir.
Samimiyetsiz bir namaz, ilahi amacına ulaşamaz ve kulu Allah’ın rızasına yaklaştıramaz.
Oysa bazı kimseler namazı, Allah’ın rızası için değil şahsi menfaatleri için bir araca dönüştürür. Bu kişiler, namazı gösteriş için kılar, insanlardan itibar ve maddi kazanç elde etmeyi umar. Böyle bir yaklaşım, namazın ruhunu zayi eder ve ibadeti anlamsız bir eziyete dönüştürür. Meryem-58-59, bu gerçeği açıkça ortaya koyar.
Meryem-58-59: “Bunlar Adem’in neslinden Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebilerin, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız, İbrahim ve İsrail’in neslinden doğruya ulaştırdığımız ve seçtiğimiz nebilerin bir kısmıdır. Onlara Rahman’ın ayetleri okunup aktarıldığı zaman ağlayarak secdeye kapanırdı. Onlardan sonra namazı heba eden ve arzularına uyan bir nesil geldi. Onlar yakında azap ile karşılaşacak.”
Bu nesil, namazı ya terk ederek ya da samimiyette yoksun kalarak onun manevi değerini yitirmiştir. Bu samimiyetsiz yaklaşım, Nisa-142’de münafıkların ibadet anlayışıyla doğrudan ilişkilendirilir:
Nisa-142: “Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çabalarlar. Oysa Allah onları aldatır. Münafıklar namaza kalktıkları zaman insanlara gösteriş yaparak üşenerek kalkar. Onlar Allah’ı pek az hatırlar.”
Münafıklar, namazı Allah için değil, insanlar için bir gösteriş aracı olarak kullanır. Bu, onların Allah ile aldatma çabalarını yansıtır. Fatır-5. ayette bu aldatmacaya karşı bir uyarı sunar.
Fatır-5: “Ey insanlar Allah’ın vaadi gerçektir. Dünya hayatı sizi yanıltmasın. Aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.”
Namazı gösteriş için kılanlar veya Allah ile aldatanlar, Tevbe-68. ayette belirtilen ağır bir akıbete mahkumdur.
Tevbe-68: “Allah münafık erkekleri, münafık kadınları ve kafirleri içinde ölümsüz olacakları cehennem ateşiyle tehdit eder. Cehennem onlara yeter. Sizden öncekiler gibi, Allah onlara lanet etti ve onlar için sürekli bir azap olacak.”
Namaz, kul ile Allah arasında özel ve kişisel bir bağdır. Bu bağın niteliğini ve değerini yalnızca Allah tayin eder. Samimiyetsizce kılınan bir namaz, ne kulu kötülüklerden alıkoyar ne de ilahi rızaya ulaştırır.
Bu kişiler, dünyevi çıkarlar peşinde koştukları için değil, ibadetlerindeki samimiyetsizlikleri ve akıbetleri nedeniyle acınacak durumdadır.
Özetle ilgili ayetler; namazın amacına uygun kılınmasının, müminin nefsini arındırması ve Allah’a yakınlaşması için vazgeçilmez olduğunu bir kez daha hatırlatır.
Peki neden namaz yok diyorlar?
Bilgi eksikliği mi yoksa kasıt mı?