HÜKÜM KAYNAĞI KUR’ANDIR. GAYRİ METLUV VAHİY İLE KUR’ANDA OLMAYAN DİNİ HÜKÜM VERİLEMEZ

Ehli sünnetin delil kabul ettiği ayetlerden ikisi aşağıdaki ayetlerdir;

Necm-2: ” Arkadaşınız yanılmadı ve azmadı.”

Necm-3-4: “O, heva ile konuşmaz. O, sadece kendisine vahyedilendir.”

Bu noktada vahyin ne olduğu bilmek çok önemlidir. Lügat anlamları “esin; ilham; telkin; fısıldama” iken dini terminolojide vahiy, Allah’tan Cebrail aracılığı ile nebiye indirilen her sözdür.

Metluv; “okunup aktarılan” anlamına sahiptir.

Metluv Vahiy: Kur’an metni olmak üzere okunup aktarılan vahiylere denir. İman edenler için hüküm bildiren ve itaat edilecek ayetler; sadece Kur’an metni olan metluv vahiylerdir.

Gayri Metluv Vahiy: Kur’an metnine girmeyen vahiylere denir.

İddia şudur ki; “Muhammed nebiye, Kur’anda yer almayan hükümler vermesine sebep olan başka vahiyler de gelmiştir.  Nebinin hevasından konuşmadığı yukardaki ayetle sabit olduğundan, O’nun sözlerinin ve davranışlarının sebebi, bu gayri metluv vahiylerdir. Bu ayetlerse, delil olarak kabul için yeterlidir.”

İslam Literatüründe; “gayr-i metluv vahiy” ifadesi Muhammed nebinin sünnetini/hadislerini aktaran sahih hadisler/kudsi hadisler için kullanılır. İslam alimlerine göre, sahih hadislerle amel etmek farzdır!

Oysa bir hükme farz diyebilmek için; Kur’anda o hükümle ilgili ayet olmalıdır. Ki bu deliller “Hikmet” ayetleridir. Bu konuyu ayrıca değineceğiz.

Bugün İslam dininin füruat (farz olmayan ibadet kısmı) ve muamelatın (hukuki konular) en az 1/3’ü, “gayr-i metluv vahiy” denilen sünnetle belirlenmiştir. Özetle; ancak kalan 2/3’ü vahyi metluv yani Kur’an ayetleriyle belirlenmiştir, iddiasına sahiptirler.

Muhammed nebinin vazifesi sırasında yaşadığı güçlükler nedeniyle yine Allah’tan, Allah’ın dinine yardım ve destek için yaptığı duaların ve çağrıların karşılığında Allah’ın onun şahsına özel olarak, Cebrail ile tavsiye, telkin ve yönlendirmeler yapması gerekli ve olası bir haldir. Tüm bunlar vahiy sınıfına dahildir fakat iman edenleri bağlayan vahiyler değildir.

Duha-7: “Seni şaşkınken alıp sonra hidayet vermedi mi?”

Yukarıdaki ayet gereği Allah, hem ümmi hem de şaşkın bir insanı rasul ve nebi olarak seçmişse, onu her açıdan tüm alemlere örnek bir insan olarak takdim etmek için eğitmek zorundadır.

Fakat herhangi bir alanda herhangi bir konuda aldığı her kararı vahyle belirlenmiş bir nebi, insanlara örnek olamaz. Kur’an, hem iman edenler hem de kendisi içindir.

Ama nebi; “Allah’ın Kur’andaki emir ve tavsiyeleri dışında” her konuda her adımında Allah tarafından yönlendirilmiş yani iradesini ve muhakemesini kullanmasına izin verilmemiş olsaydı; nebiye sağlanan bu imtiyaz, bu desteğe sahip olmayan biz sıradan müslümanlar için onun, bize örnek olmaktan uzaklaşmasına sebep olurdu.

Çünkü kusursuz ve hata yapmasına izin verilmeyen bir insan, kusurlu insanlara örnek olamaz ve örnek gösterilemezdi.

Bu nedenle; nebinin irade ve muhakemesini kullanmasına fırsat vermek için çevresindeki insanlarla gereken durumlarda istişare ile karar almasına izin verilmiş (Hendek Savaşı) bazen de daha sonra gelecek olan vahyin bilgisi önceden kendine verilmiştir.

Ehli sünnet iddialarına örnek olarak, aşağıdaki ayeti delil kabul eder.

Haşr-5: ” Hurma ağaçlarından bir kısmını kesmeniz veya gövdeleri üzerinde ayakta bırakmanız, tamamen Allah’ın izni ile ve yoldan çıkanları rezil etmesi içindir.”

Fakat “Allah’ın izniyle” ifadesinden; nebiye savaş taktiği olarak özel bir vahyin geldiği mi anlaşılmalıdır yoksa kesme işi olmuşsa Allah izin vermeseydi kesemezlerdi gibi Allah’ın genel bir hükmüne mi dikkat çekilmiştir?

Haşr-5. ayet hüküm değil haber cümlesidir. Allah’ın nebiye ve iman edenlere destek ve yardım için, nebinin şahsına özel Allah’tan bir savaş taktiği öğretilmesi dini bir hüküm değildir. Bu aslında bahsettiğimiz üzere gayri metluv vahiylerin hüküm ayeti olmadığının ispatıdır. Yani tüm iman edenlere sorumluluk yükleyen bir vahiy değildir.

Ehli sünnete göre “gayri metluv vahiy;  Allah’ın, Kur’an dışında da hüküm koymasıdır. O halde Allah, neden bu hükümleri Kur’an metnine dahil etmedi? sorusu önemlidir. Kur’an, belli sayıda sayfayı aşmayacak diye sınır mı vardı!!!

Ehli sünnetin fark etmediği ve delil olarak kullanmadığı gayri metluv vahye asıl örneklerse aşağıdaki ayetlerdir;

Ahzab-37: “….”Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın.” Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendinden çekinmene en layık olan Allah’tır. Zeyd eşinden boşandığı zaman, seni onunla evlendirdik ki…”

Ahzab-37.ayette “Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyor ve insanlardan çekiniyordun.” cümlesi, nebinin Kur’an metnine girmeyen vahiy aldığının en önemli delillerinden biridir. Anlıyoruz ki nebi; halkın evlatlığı olarak bilip kabul ettiği Zeydin gelecekte boşayacağı eşi ile evleneceği bilgisine sahiptir ve bu yüzden insanlardan çekinmektedir. O kadar çekinmiştir ki gelecekte bu evlilik olmasın diye, Zeyd’e evliliğini devam ettirmesi hususunda tavsiyelerde bulunmuştur. Bu nedenle de Allah kendisini ikaz etmiş ve çekinilecek olanın kendisi olduğunu bildirmiştir.

Bir diğer ayetse;

Tahrim-3-4:Nebi, eşlerinden birine bir sözü sır olarak vermişti. Eşi o sözü bildirince, Allah o sözün bir kısmını haber verip bir kısmından vazgeçerek nebiye aşikar etti. Nebi bunu eşine haber verince eşi dedi ki “Bunu sana kim haber verdi?” Nebi dedi ki “İkinizin de Allah’a tevbe etmeniz için bunu bana Alim ve Habir olan haber verdi. Çünkü ikinizin de kalbi kaydı.” Eğer ikiniz, ona karşı birbirinize arka çıkarsanız, onun yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyisidir. Ayrıca melekler de destekçidir.”

Ahzab-37. ayet; gelecekte gerçekleşecek bir olay için önceden, Tahrim-3-4. ayetse; geçmişte yaşanmış fakat nebinin bilgisi olmadığı olay hakkında sonradan Cebrail vasıtasıyla özel olarak haberdar edilmiş olduğunu açıklarken; dikkatinizi önemle şuna çekerim. Bu haberdar edilmelerin içeriği ayet olarak Kur’anda yer almamış olup sadece bilgisi verilmiştir.

Bu ayetlerden Allah’ın, gerek gördüğü kadar nebi ile özel iletişimde olduğu çok nettir.

Zaten nebinin her alanda ve konuda eğitilmesi için bunun gerekli ve zorunlu olduğunu kabul ederiz.

Karşı çıktığımız husus; dinde hüküm koyucu olarak Kur’anda yer alan vahiyler varken; hüküm koymak için Kur’an dışından vahiy aldığı iddiasıdır.

Bu durumda olası 2 sonuç oluşur, bunlar;

1-Allah’ın sözleri birbiri ile çelişir ki bu mümkün değildir.

2-Allah, Kur’ana giren vahiyleri koruma vaadi vermişken, neden yine kendi sözleri olan gayri metluv vahiyleri korumamıştır?

Örneğin; ayet ve surelerin mushaftaki yeri ile ilgili Allah’ın özel bir sıralama emri varsa bu nebiye özel bir vahiydir (gayri metluv vahiy) denebilir ama dini yaşantımız içinde bize sorumluluk yükleyen hüküm koyucu bir ayet değildir.

Veya nebinin vazifesini yaparken karşılaştığı sorunlar karşısında, Kur’ana girmiş olan teselli ayetlerinin içeriği nebiye özeldir ve gayri metluv vahiy olabilir. 

Eğer gayri metluv vahiylerin hüküm koyucu olduğunu iddia ederseniz; Hud-1 ve Hud-2. ayetlerde Kur’anı detaylı açıkladığını söyleyen Allah’a muhalif düşerek, O’nu yalancılıkla suçlamış olursunuz.

Necm-3-4: “O, heva ile konuşmaz. O, sadece kendisine vahyedilendir.”

Oysa Necm-3-4. ayetler; müşriklerin, resulün çağrısına “Bunlar kendi sözleridir.” iddialarına yanıt olarak verilmiştir.

Din, kendisine yalnızca Kur’an içinde vahyedilenden ibarettir.

Necm-5-6-7-8-9-10: Ona üstün kuvvet sahibi ve çok güçlü olan öğretti. O yüksek ufukta iken yöneldi. Sonra alçaldı ve yaklaştı. İki yay mesafesi hatta daha yakın oldu. Sonra o, Allah’ın kuluna vahyedeceğini vahyetti.

Bu ayet grubu; nebiye vahyi aktaranın Cebrail olduğunu ve vahyin inişini anlatmıştır. Fakat müşrikler, onu sapmakla hevasından konuşmakla itham etmiştir.

Allah ise bu ayetleri indirerek nebiyi desteklemiş, vahyin nasıl geldiğine dair bilgiler aktarmış, Kur’anda yer alan vahiylerin tamamının Cebrail vasıtasıyla el değmeden, değişmeden-değiştirilmeden ve noksansız kendi katından indirildiğini ilan etmiştir.

Özetle iman edenleri ilgilendiren tüm hükümler Kur’anın içinde aranır.

Çünkü tek hüküm koyucu Allah’tır ve kimseyi hükmüne ortak etmez, nebi bile olsa.

Nebinin verdiği her hüküm, Kur’anın içerisindedir.

Allah, hüküm vermediği konularda ise nebinin şahsına, umumdaysa beşeri sistemlere inisiyatif vermiştir.

Son olarak şu ayeti de sizinle paylaşmak isteriz;

Maide-101: “Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur’an indirildiği sürece onları sorarsanız size açıklanır.  Allah açıklanmayanları affetmiştir. Çünkü Allah Gafurdur, Halimdir.”

Eğer Allah, Kur’andaki hükümler dışında nebi ile hüküm verecek olsaydı, yukardaki ayeti indirmezdi. Çünkü vereceği tüm hükümlerin Kur’anda olduğunu beyan etmiştir.

Bir iman eden olarak bizim bu ayetten anladıklarımızsa;

1- Allah, inananlara yeterli hüküm indirmiştir.

2-Tüm hükümler Kur’an indirilirken Allah tarafından verilmiştir.

3-Kur’an indirilirken sorulacak her soru, Allah’tan hüküm olarak geri dönecektir. Dini hüküm verilecekse sadece Allah verir, nebi değil.

4-O halde daha fazla hüküm talebinde bulunmayın, bu size zor gelir.

5-Kur’anın tamamlanmasıyla dini hüküm koyma sonlanmıştır. 

6-Kur’anda hüküm olarak yer alamayan konuları Allah affetmiştir. Bu şu demektir; Allah, iman edenlerin iradesine ve tercihine bırakmıştır.

7-Allah’ın affettim dediği konularda hüküm vermek istemediği çok açıktır.

8-Nebi, ne Kur’an içinde ne de Kur’an dışında dini hüküm koyucu olarak adres gösterilmemiştir. 

9-Nebi, sadece tebliğ ve müjdecidir. Bizler gibi Kur’andan sadece hüküm çıkarandır. 

10-Kur’ana girmeyen vahiyler (gayri metluv vahiyler), nebinin şahsına özeldir ama iman edenlere dini sorumluluk yüklemez.

Subscribe
Bildir
guest
2 Yorum
En Yeniler
Eskiler
Hyt
Hyt
7 Ocak 2023 19:12

Necm 2 hz Muhammed değil
Devamında görünen haşa Allah değil
Gören hz Muhammed değil
Rahman 1 2 de kuran öğretildikden sonra rahman 3 de insan yaratılmış yani kuran insandan bile önce var
Duha suresi muhatabı resul hz Muhammed değil.
Ahzab 37 muhatabı hz Muhammed değil.
Maide 101 anlamın canına okumuşsun
Keşke engellediğini kişilerden bu ayetleri dinleseydin ????