Bu yazıyı okuduğunuzda sayın Güzin Göksu’nun;
1-Bakara-73. ayet metnine yaptığı 2 eksiltme ve 1 eklemeyle oluşturduğu yeni meal ile, Allah’ın yarattığı olağanüstü olayı nasıl inkar ettirip bundan kıvanç duyduğunu,
2- Ayet metnine fazladan kelime eklemeyi kendisi yaptığı halde, doğru meal edenleri kelime eklemekle suçlayarak nasıl psikolojik bir yansıtma yaptığını,
3-Bakara-74. ayet meali ile, cansız varlıkların bile Allah’ı tanıma ve Allah’a saygı duyma bilincine sahip olduğunu kabul ederek, içine düştüğü daha ilginç bir çelişkiyi göreceksiniz.
O halde başlayalım;
Kişi, “İlgili ayetlerde inek parçası geçmez, yanlış bir yorumun çarpık yansımasıdır” ve sonraki paragrafında “bu mitolojik bir kurgu” dese de, ayet metni kelime kelime meal edildiğinde tam olarak “ineğin parçası ile öldürülen adama vurun” yazar.
Bakara-72. ayete gidip mealine bakalım;
Bu yorumun sahibi, “aslında kimin cinayeti işlediği bilinmektedir. Toplum kolektif bir suskunluk veya delil gizleme eylemi içindedir.” iddiasında bulunmuştur. Oysa durum böyle değildir ve toplum gerçeği bulmanın peşindedir.
Fakat kendisi, toplumla ilgili kurguyu burada oluşturur. Bu kurgu tahmininizden çok daha önemlidir. Çünkü bu kurguyu devam ettirmek için; ayet metninden 2 çıkarma ve 1 ekleme ile bilinen bir kalıp oluşturarak izahına devam edecektir. Çünkü istediği anlamı oluşturmak için, ayet metninde olmayan “o kalıba” ihtiyacı vardır. Bu haliyle 73. ayet çok ciddi sorunlu bir mealdir. Bakalım;
Yaptığı bu meali tane tane inceleyelim;
Bu ayet mealinde yapılan hatalar:
- “hu” zamirinin kime gittiğini yanlış yorumlamıştır. Der ki; “hu” zamiri olayın kendisine yani cinayete gider.
- “hu” zamirine bu anlamı verdiği halde, mealinde “hu” zamirine yer vermemiştir.
- “ha” zamirinin kime gittiğini yine yanlış yorumlamıştır. Der ki; “ha” zamiri 72. ayette nefse(öldürülen kişiye) gider.
- “ha” zamirine anlam verdiği halde, yine mealinde ha zamirine yer vermemiştir.
- En önemli olanı ise, istediği kalıbı oluşturmak için, ayet metnine ekleme yapmıştır.
Şimdi mealinde yer vermediği 2 zamiri, kendi verdiği anlamlarla meale dahil edip, ayet metnine eklediği o kelimeyi de çıkardığımızda nasıl bir meal oluşacak görelim;
1. “hu” zamiri, olayın kendisine yani cinayete gider, demişti. Bu zamir, “idribu” fiiline bitişiktir. Meale neden bu zamiri yazmadı derseniz, yazsaydı eğer, “bazınızı diğer kısmı ile çatıştırıp ayrıştırın.” diyemezdi:
hu zamirini meale eklersek onun meali şöyle olur: “Bakara 73. Biz de dedik ki bazınızı diğer kısmı ile cinayeti(hu) çatıştırıp ayrıştırın….”
Cümledeki anlam bozulmasını fark ettiniz mi? Çatıştırıp ayrıştırılacak olan, kendi iddiası ile suçu birbirine atan bu topluluğun üyeleriydi. Çünkü onları birbirleriyle karşılaştırıp sorgulayıp, çelişkili ifadeleri çarpıştıracaklardı. Ama zamir eklenince çarpıştırılacak olan cinayet oldu, toplum üyeleri değil. Farkı görebildiniz mi?
2. “ha” zamiri ise nefse yani öldürülen kişiye gider demişti. Bu zamir, “ba’di” ismine bitişiktir. Meale neden bu zamiri yazmadı derseniz, sebep aynı sebeptir. Yazsaydı eğer yine “bazınızı diğer kısmı ile çatıştırıp ayrıştırın.” diyemezdi:
Eğer ha zamirini de meale eklersek onun meali şöyle olur: “Bakara 73. Biz de dedik ki öldürülen kişinin(ha) bazınızı diğer kısmı ile cinayeti(hu) çatıştırıp ayrıştırın….”
Gördüğünüz üzere cümlenin anlamı oldukça bozuldu. Bu zamirleri, mealden neden çıkarmak zorunda olduğunu anlamanızı umuyorum.
3.Şimdi de sadece kasıtla yapılan şu hataya bakalım. Kendisi ayetin Arapça metnine bir kelime eklemiştir. Maksadı ayet metninde olmayan bir kalıba ulaşma çabasıdır. Ayetin orijinal halinde “bazınızı diğer kısmı ile” anlamını verecek ifade yoktur:
Bu anlamı vermek için, Arapça metinde yer alan biba’di kelimesinin yanına “ba’da(küm)” kelimesini ekleyerek istediği kalıbı oluşturmuştur.
Arapçada “bazınızı diğer kısmı ile” veya “bazınızı bazısı ile” ifadesi: “ba’da(küm) bibadin” şeklinde kalıp bir ifadedir. Parantez içindeki zamirler ve harfi cerle değişebilir. Bunlar kalıbı bozacak değişlikler değildir. Bu ifadenin Kuranda ise birçok örneği vardır. Örneğin;
Enam-53: Onların bir kısmını diğerleri ile imtihan ettik, derken;
Bakara-251: insanların bir kısmını diğerleriyle, derken;
Bakara-253: Onların bir kısmını diğerlerinden, derken;
Gördüğünüz üzere iki kelime bu anlamları vermek için hep yan yana kullanılmıştır.
Tek başına ba’di kelimesiyse; kısım, parça, biraz, bölüm, miktar gibi anlamlara sahiptir. Örneğin;
Hucurat-12. ayette zannın bir kısmı; derken sadece ba’di kullanılır. Zan isim olduğu için ayrı yazılmıştır. Ama zannı kasteden bir zamir kullanılmış olsaydı, Bakara-73deki gibi ba’di kelimesine bitişik yazılacaktı.
Bakara-85: Kitab’ın bir kısmına derken,
Bakara-73. ayete dönersek, orijinal metninde sadece ba’di yani “kısım veya parça” yazar.
Eklenen “ba’deküm” kelimesini de mealinden çıkardığımızda, kelimelere bizzat kendi verdiği anlamlar ile son meali şöyle olur:
“Bakara 73. Biz de dedik ki öldürülen kişinin(ha) bir parçası(ba’di) ile cinayeti(hu) çatıştırıp ayrıştırın….”
Kelimelere kendi verdiği anlamlarla mealini düzelttiğimizde, gördüğünüz üzere son derece anlamsız bir cümle ortaya çıkar.
Darabe fiilinin anlamına hiç girmiyorum bile..
Meal yaparken küçük hatalar elbette söz konusu olabilir. Ama bu kadarı gerçekten çok fazla. Çünkü aynı ayet içinden 2 zamir çıkarıp, olmayan bir kelime eklemek kesinlikle hataen yapılamaz.
Kişideki bilginin çokluğu ve sözlerin şehveti, kendisine karşı güven oluşturabilir. Ama önemli olan, bilgi sahibinin bilgiyi hangi maksatla kullandığıdır. Bu konuda çok kelam edilebilir. Ama sunduğum bu delillerinse, ancak sağduyusunu kaybetmemiş müslümanlar için olduğunu da söyleyip geçiyorum.
Şimdi ise ilgili kişinin yalan beyanlarının pik yaptığı noktaya çıkalım istiyorum. Kendisi Bakara-76. Ayetle ilgili şöyle bir açıklama yapar.
“ba’duhum ila ba’din” kalıbını tekrar görürüz, bir kısmı bir kısmına, yani Bakara 73’te ineğin bir parçası ile diğerine şeklinde hatalı çevrilen kalıp burada tefsir edilir. Bu hayati bir detaydır.” der.
Şok olmamak elde değil. Bazı meseleleri açıklamaksa gerçekten zul. Yine de cevap verelim;
- Bu açıklamasındaki 1. yanıltması; biz doğru meal edenleri 73. ayette; “ba’duhum ila ba’din” kalıbını kullanmakla itham eder. Oysa başından beri bu kalıbın 73. ayette olmadığını, 73. ayetin orijinal metninde sadece ba’din yazdığını gösteriyorum.
- Bu açıklamasındaki 2. yanıltması; 73. ayete ba’dukum kelimesini ekleyenin kendisi olduğu halde, sanki bunu yapmamış gibi davranmaya devam etmesidir.
- Bu açıklamasındaki 3. yanıltması ise; “ineğin bir parçası ile öldürülene vurun” anlamını veren ifadenin, “ba’dukum biba’din” kalıbı olduğunu sanmasıdır. Oysa yukarda bahsettiğim üzere bu anlamı veren, kendi mealine yansıtmadığı o 2 zamirden gelmektedir.
Şimdi ise doğru meali bulalım;
İdribuhu: darabe fiilinin “siz” şeklinde emir formudur. Fiildeki hu zamiri, tekil ve eril olup öldürülen şahsa gider, eril olduğundan, öldürülenin kimseni de erkek olduğunu da anlarız. Ayrıca hu zamiri idribu filine de bitişiktir.
Darabe ise bildiğimiz klasik anlamı ile “vurmaktır” ve bi harfi cerri “ile” anlamına sahiptir ve bu harfi cer, ne ile vurulacağını beyan eder. Vurulacak olan da hu zamiri, yani öldürülen şahıstır.
Gelelim Ha zamirine. Ha zamiri ise dişil bir kelime olan ineğe gider ve ba’di kelimesine bitişiktir. Ba’di kelimesinin kısım, parça vb anlamları olduğunu biliyoruz.
Ba’diha kelimesinin tam karşılığı ise; “ineğin parçası, ineğin bir kısmı” demektir. Bu durumda doğru meal;
Bakara-73: “Öldürülen kişiye ineğin bir parçasıyla vurun.” dedik. Akıl etmeniz için Allah, ölüleri böyle diriltir ve size ayetlerini gösterir.
Kendisi “73. ayet inekten bahsetmez” diyordu. Biran için “ineğin parçasıyla öldürülene vurun” demediğini kabul edelim.
Allah, Bakara-67. ayette inek kesme emri verdikten sonra 71. ayete kadar neden, ineğe ait sorulan sorulara tane tane ve sabırla cevap verdi? Hatta 71. ayette ineği neredeyse kesmeyeceklerini neden beyan etti?
O halde Allah, bir ineğin özelliklerinden sebepsiz yere mi bahsetmiş oldu? Yani bu kadar bilgi gerçekten gereksiz miydi? O inek niye seçildi, niye kesildi? Akla ilk gelen olarak Kurban olduğunu düşünsek, kurban olduğuna dair en küçük bir işaret dahi yoktur. Bir soru işareti koyup şimdilik geçiyorum.
Ayetin başı soyutlaştırılınca tabiki ve mecburen, sonunun da soyutlaştırılması gerekiyordu.
Ekranda okuduğunuz yorumuyla; 72. ayette öldürülen kişi, hatta kendi
mealinde de öldürüldüğünü kabul ettiği kişi, artık ölü olmaktan çıktı ve üzeri örtülmüş dosyalar, susturulmuş vicdanlar ve karartılmış gerçekler oldu, maalesef.
Ayrıca ayetin geri kalan kısmındaki “ayet” kelimesi de çok önemlidir. Ayet kelimesi burada “vahiy metni” değildir. Ayet dediği, Kuran metni içinde yaşanmış fakat kurgu diye inkar edilen olayın bizzat kendisidir..
Ayet kelimesinin birçok sözlük anlamı vardır.
(اٰيَةٌ)=Bir kişi veya şeyin tanındığı işaret, simge veya iz; bir kişiden diğerine gönderilen mesaj veya ileti; erkek vücudu; kişinin uzaktan gördüğü şey; kişi veya birey; tüm insan topluluğu; arkada hiçbir şey bırakmama; Kuranı Kerim’in ayetleri; Kur’anda Allah’ın emir ve hükümlerini işaret eden bir kısım; mucize anlamına gelen bir işaret; belirti anlamına gelen bir işaret; bir kanıt veya delil; ibret veya uyarı; اٰيَاتٌ (çoğul hali).
Allah, ayet kelimesini; bizler için mümkün olmayan olaylar için de kullanır. Bu olaylara insanlar mucize der. Mucize kelimesi, aciz bırakan anlamına sahiptir. Muhatabına, oluşu ve mesajı ile Allah’ın varlığı ile kudretini inkar edilemez şekilde göstermeyi amaçlayan delil nitelikli olaylardır. Kuranda birçok mucize olayına yer verilir. Enam-109. ayetin beyanı ile mucizelerin yalnızca Allah’ın katından olduğunu biliriz. Bakalım;
Enam-109: ..De ki “Ayetler (mucizeler) yalnızca Allah’ın katındadır.”
Peki Muhammed nebinin mucizesi ne idi?
Kitap ehli Muhammed nebiden de, kendi nebilerinde istedikleri gibi bir mucize istiyordu. Allah ise kendisi için, tek mucizenin Kuran olduğunu şu ayetle bildirdi.
Ankebut-50-51: “Ona Rabbinden mucizeler(ayet)ler indirilmeli” dediler. De ki “Mucizeler(ayetler) yalnızca Allah’ın katındadır. Ben ise yalnızca apaçık bir uyarıcıyım”. Kendilerine okunan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Bunda iman eden bir kavim için onda rahmet ve öğüt vardır.”
Ayrıca Allah rasulu nebilerin, kendi istediği zaman ve kendi iradeleriyle bile mucize göstermesi imkansızdır. Bu bilgiyi, Muhammed nebinin mucize isteğine karşılık, Allah’ın şu cevabı vermesinden de biliriz. Enam-35 der ki;
Enam-35: Onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse ve eğer gücün yeterse, yerde bir tünel veya gökte bir merdiven edin sonra da onlara bir mucize(ayet) getir. Allah dileseydi, onları hidayet üzerinde toplardı. O halde cahillerden olma!
Biliyoruz ki Muhammed nebiye zaten vahiy gelmekteydi. Enam-35’deki ayetse, mucizevi olayları kasteder. Ve Allah, nebimize yapabiliyorsan “yerde bir tünel veya gökte bir merdiven edin ve getirebiliyorsan mucize(ayet) getir.” diyerek meydan okuyup, mucize isteğini reddetmiştir.
Mucize deyip duruyoruz da, Allah mucizeleri neden gönderdi peki? Cevabını Kur’andan bulabilir miyiz? Tabiki İsra-59. ayetten cevabını alırız.
İsra-59: Bizi, mucizeler(ayetler) göndermekten alıkoyan şey, öncekilerin onları inkar etmeleridir. Biz Semud’a belirli bir dişi deve verdik. Onlar da dişi deveye zulmetti. Oysa biz mucizeleri korkutmak için göndeririz.
Gördüğünüz üzere Allah, mucizeleri korkutmak için gönderirmiş. Mucize, insan algısının sarsıldığı kırılma anıdır. Bu sarsılmanın insan psikolojisindeki 1. karşılığı korkudur. Bu korku; felç edici veya yok edici ilkel bir panik değil; muhatabını dehşete düşüren bir şaşkınlık oluşturan, acziyetini ifşa eden, kibrini kıran ve teslimiyete zorlayan bir korkudur. Bu korkuyu göğüsleyen insansa ya Firavun gibi daha da katılaşarak inkara saplanır ya da sihirbazlar gibi o korkuyu “haşyete” dönüştürerek doğru yolu bulur.
Ayette anlatılan olayı, mucize olmaktan çıkarıp, polisiye bir vakanın çözümüne dönüştürmekse, olsa olsa Kur’an metnine örtülü hasımlık yapmaktır.
- ayete geçtiğimizde müthiş bir başka çelişki daha göreceksiniz. Kişinin çevirisine bakalım;
İneğin parçasının vurulması ile ölünün diriltilmesini mitolojik kurgu olarak kabul edenler, 74. ayet mealini henüz değiştirmediğine göre; ayette beyan edilen bazı kayaların, insanlarda bile olmayan Allah’ı tanıma ve Allah’a saygı duyma bilincine sahip olduğunu ve bu saygıdan dolayı harekete geçtiğini kabul ettiğini görüyoruz.
Bu durumda hem namazı hem de mucizeleri inkar edenlerin;
(Sad-18-19’da) dağların ve kuşların, (Rad-13’de) gök gürültüsünün Allah’ı yücelttiğini, (Haşr-21’de) dağın Allah’tan korkarak yarılmasını, (Ahzab-72’de) göklerin, yeryüzünün ve dağların korktuğunu, (Sebe-10’da) dağların ve kuşların hamd etmesini ve (Hac-18’de; Rahman-5-6’da) bitkilerin, güneşin, ayın ve yıldızların, dağların, ağaçların secde edişini, Allah’a olan iman ve saygılarından dolayı yaptığını da kabul ediyor demektir.
Gelecek itirazları duyar gibiyim. Bu nedenle şunu hemen netleştirmek isterim. Bahsettiğimiz konular fizik değil fizik ötesi gerçekliklerdir.
Anlıyoruz ki tüm yaratılmışlar zerreden kürreye Allah’ı tanır ve Allah’a saygı duyma bilincine sahiptir. Baktığınız her şeye artık bu gözle bakın derim. İyi de biz onların Allah’a hamd ettiğini veya secde ettiğini niye görmüyoruz diyenlere; İsra-44. ayet tam cevaptır. Der ki;
İsra-44: Yedi gök ve yedi yeryüzü ile bunların içindeki herkes Allah’ı yüceltir. Her şey Allah’ı hamd ile yüceltir. Ancak siz onların yüceltmesini kavrayamıyorsunuz…
Ayetin beyanıyla, eğer ki siz kavrayamıyorsanız, kusur sizdedir, ayetin beyanında değil.
Bloklama meselesine gelince;
Kendisi 63 ile 82. ayetler arasını 3 bloğa bölmüş fakat 72 ile.82. ayetler arasındaki yeni bloğu fark etmemiştir.
Çünkü 75. ayette başka bir blog kurulmuş, “Siz” diyerek artık ayetler nebi dönemine yönelmiştir. Peki, “siz” demesiyle müslümanları kastettiğini ne sebeple kabul edeceğiz diyenlere, 76 ayetteki Allah’ın, Kuran müslümanlarına “iman edenler” demesinden biliriz.
Çünkü Allah bizlere, “iman edenler” diye seslenir ve devam eden ayetlerde iman edenlere, iman etmelerini istedikleri ve umdukları İsrailoğullarını tanıtılır. Yani inek vakası çoktan kapanmıştır ama kendisi hala 82. ye kadar devam ettiğini iddia etmektedir. Yukarıda bahsettiğim kasıtlı hataların yanında, aslında yanlış bloklamadan konuşmak bile gereksizdir.
Ve kişi yazısını şu şekilde kapatır;
Oysa ayetteki mucize olayı inkar edebilmek için; ayet metninden bile isteye 2 zamiri çıkarıp, istediği kalıbı oluşturmak için metne bile yine isteye kelime eklemekte ben kıvanç görmüyorum.
Gördüğüm; sadece Allah’ın ayetlerini müslümanların gözünün içine baka baka tahrip etmektir.
Peki kritik başka ayet çevirilerinde yaptığı tahribat var mı yok mu? Nasıl emin olacaksınız? Bunu kontrol edecek donanımınız varsa eyvallah, eğer yoksa kafir sıfatını giyer, bilmeden bununla gurur duyar ve üzerine de “Allah razı olsun, Allah ilmini artırsın” diye dua edersiniz.
Oysa bu, gerçekte tam bir trajedidir.
Yine de kendisine itimadım tam diyerek bu tahribatları sıradan ve olağan görenlere tek sözüm, herkesin yolunu kendi seçmekte özgür olduğudur. Din gününde ise “Beni o saptırdı” demenin faydası olmayacağını hatırlatır, bu yazının henüz sağduyusunu kaybetmemiş olan müslümanlar için olduğunu beyan ettikten sonra;
Eğer günün sonunda ayet veya ayetler inkar ediyorsanız, güven ve hüsnü zannınızın size silah olarak geri dönmüş olduğunu bildirmek son görevim olacaktır.










