Fidye: Dini bir terim olarak; çeşitli ibadetlerin yerine getirilememesi halinde ödenmesi gereken mali bedel anlamına sahiptir.
İlgili ayeti inceleyelim;
Bakara-184: “Sizden hasta veya yolcu olan kimselere ise bekleme süresince diğer günlere yazıldı. Oruca dayanabilecek kimselere bir yoksulu doyuracak kadar fidye yazıldı. Kim hayrı içinden gelerek yaparsa kendi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”
Kimi çevirilerde “oruca dayanamayanlar veya güç yetiremeyenler” olduğu yazmaktadır.
Buna sebep olan kelime “يُط۪يقُونَهُ=yutikunehu” fiilidir. Fiilin anlamı; Bir şeyi yapmaya, tamamlamaya muktedir olmaktır.
Fiilin anlamında olumsuzluk olmadığı gibi olumsuz yapacak herhangi bir ek de almamıştır. Bu durumda olumsuz anlam verilemez. Hatta İsmail Yakıt Hoca, kendi mealinin açıklamasında şöyle der; “Ayette olmayan bir olumsuzluk takısını ilave ederek tercüme yapmak Kur’an metnine zoraki müdahale etmektir ki bühtandır.”
Ayetteki tüm satırlar birbiri ile bağlıdır. Allah ilk cümlede hasta ve yolcu olanlara, sonradan tamam etmek üzere oruç tutmama ruhsatı verir.
Peki kişinin hastalığı, oruca mani olmayacak türden ise veya yolculuk kişinin oruç tutmasına engel olmuyorsa; bu ruhsatı kullanmalı mıdır?
Kişinin bu ruhsatı her şekilde kullanma hakkı vardır. Fakat Allah, onlara bir bedel koymaktadır. O bedel; kişi oruç tutabilecek olduğu halde bu ruhsatı kullanıyorsa, onun fidye vermesi gerektiğidir. Tabi ki bu kişi, Bakara-185. ayet gereği sayıyı yine tam etmek zorundadır.
Bu çeviri destekleyen cümle ise son cümledir.
Allah, kişiye geçici ruhsat vermiştir ama orucu tutacak güçleri olana da bir bilgilendirme yapmaktadır. O da; bu durumda ruhsatı kullanmak yerine oruç tutmalarının daha hayırlı olduğudur.
Başka bir görüş işe kıraat farkından bahseder. Kıraat farkı ile o kelimeyi, “يُطَوَّقُونَهُ=yutavvakūnehu” olarak da okumuşlardır. Zorlama ile “güç yetiremeyenler” anlamını verirler.
Oysa bu, hem fiilin anlamını hem de ayetin mesajını ciddi zorlamaktır.
Bu anlamın verildiğini düşünelim; kastedilen kişilerin artık hiçbir şekilde sağlığı oruca elvermeyen kimseler olduğu anlaşılır. Öyleyse fidye vermek bu kimseler içindir. Çünkü; diğerleri iyileşince veya seyahati bitince sayıyı tamamlamakla mesuldür.
Kulağa mantıklı gelse de son cümle, bu anlamı vermeye engel olur.
Bu kimseler zaten oruçtan tamamen muaf olmuş kimselerse Allah, onları “Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” şeklinde oruca teşvik eder mi? Elbette etmez. Bu da kıraat farkının doğru mesajı vermediğini gösterir.
Peki neden böyle meal edilmiş derseniz, rivayetle gelen uygulamanın bu ayete dayandırılıyor olması olabilir. Örneğin fitre(fıtır sadakası), Allah’ın Kur’andan bir emri değildir. Nebinin sünnettir. Çok güzel ve anlamlı bir eylemdir. Allah nebimizden razı olsun.
Ayetten anladıklarımızı özetlersek;
1- Oruç, müslümana farz yazılmıştır.
2- Nasıl ki hacca gücü yetmeyene sorumluluk yoksa, oruca hiçbir şekilde güç yetiremeyenlere de sorumluluk yoktur. Fidye vermez.
3- Orucu keyfi tutmayan kimseye dünyalık ceza yoktur, hesabı Allah iledir.
4- Mazereti nedeniyle orucu tutamayan, mazereti kalktıktan sonra Bakara-185. ayet gereği sayıyı tamam etmelidir.
5- Fidyeyi; orucunu tutabilecek olduğu halde sahip olduğu ruhsatı kullanmayı tercih eden verir. Bu fidye; bir yoksulu doyuracak kadar miktardır. Gün sayısı belirtilmediği için en az 1 gündür. Yine de Allah, bu kimselere oruç tutmanın daha hayırlı olduğunu hatırlatır.
6- Orucu, ruhsatı olmadan keyfi tutmayan kimse, fidye veremez.
7- Oruç tutmak farz emirdir. Fidye vermek seçim değildir. Yani kişi oruç tutmak yerine fidye vermeyi tercih edemez.